top of page

"Devam-ı Devlet, Nasib-i cennet, Beka-yı imân, Rızâ-yı Rahmân." Âmin.

  • Yazarın fotoğrafı: Ertürk ERYILMAZ
    Ertürk ERYILMAZ
  • 15 Tem
  • 3 dakikada okunur

BİR GECEDE YAZILAN BİR MİLLETİN DİRİLİŞİ


Bazı geceler vardır; sabaha yalnızca güneş doğmaz, bir millet yeniden doğar.

Bazı geceler vardır; ezanlar başka okunur, salâlar başka yankılanır, bayrak başka dalgalanır. Anne duası, şehit tekbiri, milletin cesareti ve devletin iradesi aynı kader çizgisinde buluşur.


15 Temmuz 2016, işte böyle bir geceydi.


O gece Türkiye'nin semalarında yalnızca uçaklar uçmadı; bir milletin üzerine korku salınmak, bir devletin iradesi teslim alınmak, bir vatanın geleceği karanlığa mahkûm edilmek istendi. Milletin silahı millete çevrildi. Devletin imkânları, devleti içeriden teslim almak isteyen hain bir yapılanmanın emelleri uğruna kullanılmaya çalışıldı.


Fakat gecenin karanlığı çökerken bu toprakların asırlardır taşıdığı kadim bir ruh da yeniden ayağa kalktı.


Bir yanda vatanı için evinden çıkan insanlar, bir yanda görev yerini terk etmeyen devlet görevlileri, bir yanda camilerden göğe yükselen salâlar vardı. Kimi elinde bayrağıyla meydana yürüdü, kimi görev başında devletini savundu, kimi secdeye kapanıp dua etti.


O gece millet meydandaydı.Devlet ayaktaydı.Minarelerden salâlar yükseliyordu.Ve Türkiye teslim olmuyordu.


15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye, yalnızca bir askerî darbe teşebbüsüyle değil; devletin kurumlarına yıllar boyunca sızmış, hiyerarşik ve gizli bir yapılanmanın devleti içeriden ele geçirme girişimiyle karşı karşıya kaldı.


Bu teşebbüs; yalnızca tankların, uçakların ve silahların kullanıldığı bir kalkışma değildi. İstihbarî, finansal, siyasal, bürokratik ve psikolojik boyutları bulunan çok katmanlı bir sızma ve vesayet girişimiydi. Devletin karar alma mekanizmalarını, güvenlik bürokrasisini, toplumsal psikolojiyi ve milletin iradesini hedef alan bu yapı; yıllara yayılan kadrolaşma ve gizlilik mekanizmasıyla devlet içinde paralel bir güç odağı meydana getirmeye çalışmıştı.


Fakat hesap edemedikleri bir hakikat vardı:

Devlet, yalnızca binalardan ve kurumlardan; millet ise yalnızca kalabalıklardan ibaret değildir.


Türk devlet geleneğinin tarihsel hafızasında kriz anlarında harekete geçen bir devlet aklı, bu akılla bütünleşen bir millet iradesi ve her ikisine direnç kazandıran güçlü bir manevî hafıza vardır.


15 Temmuz gecesi devletin meşru kurumları, güvenlik birimleri ve görevlerinin başında kalan kamu görevlileri hızla teyakkuz hâline geçti. Devletin anayasal düzenine ve milletin iradesine sadık unsurlar, kalkışmanın yayılmasını önlemek ve meşru düzeni korumak için mücadele etti.


Aynı anda millet de seyirci kalmadı.


Sokaklar ve meydanlar, devlet ile millet arasındaki tarihsel bağın yeniden görünür olduğu alanlara dönüştü. İnsanlar farklı toplumsal kesimlerden gelerek ortak bir irade etrafında birleşti. Tankların karşısına çıkan, meydanları terk etmeyen ve iradesine sahip çıkan millet; o gece yalnızca bir darbe teşebbüsüne değil, kendi geleceğinin iradesi dışında şekillendirilmesine de karşı durdu.


Ve gecenin bir başka cephesi daha vardı:

Manevî direniş.


Camilerden yükselen salâlar, o karanlık gecede yalnızca bir çağrı değil; toplumsal hafızayı harekete geçiren manevî bir seferberlik sesi oldu. Dualar edildi, Kur’an tilavetleri ve zikir halkaları kuruldu. Millet, maddî mücadelesini manevî dayanışmayla tamamladı.


Çünkü bu toprakların tarihsel tecrübesinde mücadele yalnızca cephede verilmemiştir.


Çirmen’de, İstanbul’un fethinde, Mısır seferinde, Mohaç’ta, Bağdat’ın fethinde; Çanakkale’de ve Millî Mücadele’de farklı tarihsel şartlar altında ortaya çıkan ortak bir hakikat vardır:


Devletin stratejik iradesi ile milletin toplumsal gücü aynı hedefte birleştiğinde, ortaya yalnızca askerî bir kuvvet değil; bir medeniyet direnci çıkar.


Çanakkale’de cephe ile millet nasıl aynı kaderde birleştiyse, Millî Mücadele’de devletin yeniden teşekkül eden iradesi ile Anadolu’nun direnci nasıl aynı istikamette yürüdüyse; 15 Temmuz gecesinde de devlet aklı, millet iradesi ve manevî dayanışma ortak bir direnç hattında buluşmuştur.


Bu sebeple 15 Temmuz, yalnızca bastırılmış bir kalkışmanın tarihi değildir.


Devletin içeriden kuşatılmasına karşı kurumsal direncin,millet iradesine yönelik müdahaleye karşı toplumsal direnişin,korkuya karşı cesaretin,ihanete karşı sadakatin,karanlığa karşı salâların ve duaların yükseldiği bir gecenin adıdır.


O gece bir kez daha görüldü ki;

Devlet aklı ile millet iradesi aynı istikamette birleştiğinde, bu milletin tarihsel hafızası yeniden ayağa kalkar.


Çirmen’de başka bir çağın şartlarında,İstanbul surlarında başka bir hedef uğrunda,Mohaç’ta başka bir meydanda,Bağdat yollarında başka bir seferde,Çanakkale’de başka bir cephede,Millî Mücadele’de başka bir varoluş kavgasında ortaya çıkan o müşterek direnç ruhu;15 Temmuz gecesinde yeniden tecelli etmiştir.


Meydan değişmiştir.Yöntem değişmiştir.Tehditlerin biçimi değişmiştir.

Fakat devletine, vatanına ve iradesine sahip çıkan milletin özü değişmemiştir.


15 Temmuz; bu toprakların yalnızca geçmişten miras alınmadığını, gerektiğinde bedel ödenerek geleceğe emanet edildiğini gösteren tarihî bir direniştir.


Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle yâd ediyoruz.


Devlet ebed müddet.Millet var olsun.Vatan daim olsun.


15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü kutlu olsun.


Ertürk Eryılmaz

Mefkûre İstihbarat, Risk Analizi ve Strateji Merkezi

Direktör / Baş Analist


 
 
 

Yorumlar


bottom of page