Eğitim Felsefesi Akımlarına Bakış
- AYBÜKE SENA ERYILMAZ

- 2 Tem
- 7 dakikada okunur
"Felsefe" terimi hemen hemen her insanda ve hatta bazı öğrencilerde bile endişe hissine sebebiyet verir. Bu tarz endişeler insanın felsefeye karşı sıkı bir şekilde zihnini kapamasına neden olur (Schofield/1972: 1). Hâlbuki felsefe hem eğitimcilere hem de öğretmenlere yardımcı olabilen bir alandır. Felsefenin yardımına kucak açmak için asla çok erken ya da çok geç değildir. Çünkü Russell'ın dediği gibi felsefe teriminin yerine birçok seçenekler deyimi kullanılabilir (1997: 93). "Soru sorma süreci" şeklinde de tanımlanabilen felsefe, bu süreç içersinde yaşamın farklı alanlarında olduğu gibi eğitim alanında da değişik seçenekleri ortaya koyar.
İnsanoğlu var olduğundan beri her zaman çocuklarının eğitimi için emek harcamış ve bazen çocuklarının iyi bir eğitim alabilmeleri adına bu konuda tecrübesi olan aile yakınlarından yardım istemiştir. Burada altı çizilmesi gereken nokta her toplumun gelecek nesillerin eğitim ve öğretimi için gayret göstermesidir. Her zaman toplumların ihtiyacı doğrultusunda eğitim ve öğretim ilk sırada yer almaktadır. Çocukların toplumda yer edinebilmeleri için onların nasıl çalışması gerektiği konusu nesiller boyu düşünülüp, tartışılmıştır. Formal bir eğitimin uygulanmadığı zamanlarda bile eğitim için planlar yapılmakta diğer yandan onun için bir felsefe inşa edilmekteydi. Son analizde bu felsefe hangi şekli alırsa alsın ve bir yerde çağdaş bir toplum bulunsun, burada eğitim felsefesi giderek karmaşıklaşan ve kompleks bir hal alan dünyada yerini almak ve kendi gayesini gerçekleştirmek için her kuşakta başarılı olmak üzere yapılan bir plandır.
Eğitim sistemi, toplumsal sistemin alt basamaklarından biridir. Öğretim hedefleri, sistemde temele alınan eğitim felsefesine uygun olarak belirlenmekte, öğrenme yoluyla oluşan davranış değişikliği de bu felsefeye uygun gerçekleştirilmektedir. Eğitim felsefesi, sosyo-kültürel araştırmalardan, toplum analizlerinden, antropoloji, psikoloji ve sosyoloji alanındaki bulgulardan yola çıkarak insan tipi idealine yönelik bir çalışma alanını oluşturmaktadır. Her eğitim felsefesi ontoloji, epistemoloji ve aksiyoloji gibi felsefi boyutların bileşkesinden oluşan bir ilişkisel yapıyı yansıtır. Bir ülkede benimsenen eğitim felsefesinden hareketle, eğitim politikaları biçimlendirilmekte; eğitim politikalarına dayalı olarak eğitim planlaması nesnelleştirilmekte; eğitim planlamasıyla da eğitim uygulamalarına meşruluk kazandırılmaktadır.
Eğitim felsefesi eğitimin kuramsal yapısını konu alan çözümleyici bir etkinliktir (Ünal & Ada, 1999). Eğitim ile felsefe arasındaki ilişki özellikle eğitimin amaçlarının belirlenmesi açısından önem arz etmektedir. Çünkü felsefe, her şeyden önce eğitim ve öğretime yönelik çalışmaları yapılandırmada önemli bir zemin oluşturmaktadır. Okulların ne için var oldukları, hangi amaçlara hizmet ettikleri, okullarda hangi konuların değer taşıdığı, öğrencilerin nasıl öğrendikleri, öğretimde hangi yöntem ve materyallerin kullanılması gerektiği vb. kararlara felsefi yönelimlerle dayanak oluşturulmaktadır. Bu anlamda eğitim felsefesi, amaçları şekillendirerek eğitim ve öğretim uygulamalarına yol gösteren sistemli fikir ya da kavramlar bütünü olarak tanımlanabilir (Fidan & Erden, 2001).
Eğitimle alakalı problemlerin çoğu, gerçekte eğitim programları ile ilgili kararlardan meydana gelmektedir. Başka bir deyişle, eğitim programının hedefler, kapsam, eğitim durumları ve değerlendirmeden oluşan dört öğesi de felsefi görüşlere dayanmaktadır. Hedefler, felsefi yaklaşıma dayalı değer ifadelerini; kapsam, nelerin öğrenmeye değer olduğunu gösteren yaklaşımları; eğitim durumları, felsefi tercihleri yansıtan süreç ve yöntemleri; değerlendirme ise değer yargılarıyla ilişkili yöntem ve teknikleri yansıtmaktadır.
Eğitimde düşünürler gerçeğin doğası ve değerlerin kaynağı ile bunların eğitim açısından (amaçlar, program, yöntem) ifade ettikleri değerler ile ilgilenirler (Park/1966: 5). Bu anlayışla eğitim felsefesi formal okullaşma yoluyla öğrencilerde geliştirilmesi beklenen tutum ve davranışlarla ilgili emellerin araştırılmasıdır. Bununla ilgili olarak Hook'a (1973: 16) göre felsefenin tespit ettiği sorular şunlardır:
İnsan hayatının değeri nedir?
Bu değeri keşfetmek ve onu insan yaşamının niteliği haline getirmek için gerekli olan bilgi ve güç nedir?
Eğitim felsefesi alanında daha spesifik bir şekilde düşünüldüğünde Hook (1973: 16) bu soruları iki grup halinde eğitim için karşılıklarını ortaya koyar:
Kültür aktarımı ve toplumsal organizasyonda eğitimin oynadığı rol nedir? Bireysel ihtiyaçlar ve ilgiler, toplum gelenekleri ve kurumlar tarafından nasıl etkilenir?
Eğitimin amaçları nelerdir? Ne tür bir toplum bu amaçları en iyi şekilde iletebilir? Birbiriyle ilgili toplumsal ve bireysel amaçların arzu edilenlerini gerçekleştirmek için hangi bilgi, beceri ve teknikleri vermek gerekir, hangi alışkanlık, değer ve yetenekler edinilmelidir?
Bu sorulara verilen farklı cevaplar değişik eğitim felsefesi görüşlerini ortaya koymaktadır. Aşağıda başlıca eğitim felsefelerinin eğitimin amaçları ve yöntemleri ile ilgili savunduğu düşünceler verilmektedir.
1. Daimicilik
Daimicilik yani "Perennial" terim olarak ebedi, daimi anlamına gelmektedir. Daimicilik, kökleri Realizm ve İdealizme dayanan, en eski ve en tutucu eğitim felsefesidir (Erden, 2004). Perennialistler/daimiciler ebedi doğruların arayışı içindedir. Daimiciliğin temel eğitim görüşü bilginin prensiplerinin tamamen daimi olduğu fikrine dayanmaktadır. Bu eğitim görüşünün temeli bilginin aletleri olan inançla beraber insanın akıl gücünün de önemini vurgulayan Thomas Aquinas'ın çalışmaları tarafından oluşturulur (Johnson v.d. 1985: 347). 20. yüzyılda daimicilik Mortimer J. Adler ve Robert M. Hutchins gibi temsilciler tarafından yeniden canlandırılan bir eğitim felsefesi olurken geçmişin doğruları ve büyük fikirleri yeni yaşama aktarılmaya çalışılır.
Daimicilere göre gerçeklik, bir akıl dünyasıdır. Bazı gerçekler bize ilahi kanunlarla bildirilir, bazıları da yapılan çalışmalarla öğrenilir. İyilik ve bunun gibi değerler aklın kendisinde bulunur (Wiles & Bondil 1989: 47). Bu yüzden insanı diğerlerinden ayıran özelliği olan aklı geliştirmek daimiciliğin temelini oluşturur. Hutchins'in de işaret ettiği gibi ortak bir insan doğası bulunmaktadır: İnsan akli, ahlaki ve ruhi bir oluşumdan meydana gelmektedir. Eğitimin amacı da, bu doğanın geliştirilmesi, daha iyi bir hale getirilmesidir.
Kneller (1964: 108) daimicilik eğitim felsefesinin altı temel prensibini şu şekilde sıralamaktadır:
İnsan doğası her yerde aynı olduğundan eğitimin de doğası her yerde aynıdır.
İnsanın ayırt edici karakteristiği onun düşünme (muhakeme etme) yeteneği olduğundan eğitim mantığı ve akıl niteliklerini geliştirmek üzerine yoğunlaşmalıdır.
Eğitim hayatın tam bir benzeri değildir, ama onun için bir hazırlıktır.
Eğitimin amacı bireyin değişmeyen evrensel gerçeğe uyumunu sağlamaktır.
Çocuklara hem maddi hem de manevi olarak dünyanın ebedilikleri ile yakınlık kurmalarını sağlayacak belirli temel konular öğretilmelidir.
Bu ebedilikler en iyi şekilde daimicilerin "Büyük Eserler" (Klasikler) olarak isimlendirdiği kitaplarda incelenebilir.
Daimicilere göre ancak bu eserleri okumuş bir insan, bugün geçerli ve gelecekte de geçerliliğini sürdürecek olan gerçeği görebilir. Bu sebeple eğitim, evrensel ve akademik bilgilerden meydana gelmeli ve mesleki eğitim de meslek sahiplerine bırakılmalıdır. Daimici programlarda, sınıf ortamının tek otoritesi öğretmendir. Alanlarında birer uzman olan öğretmenler, tüm öğretim etkinliklerinin de merkezindedir (Erden, 2004).
2. Esasicilik
Özcü ya da temelci olarak da isimlendirilen esasiciliğin felsefe içinde nasıl değerlendirileceği konusunda değişik yorumlar yer almaktadır. Esasiciliği bir eğitim felsefesi olarak kabul etmeyen düşünürler olduğu gibi, onu klasik görüş içinde değerlendirenler de vardır. Fakat bu görüşün herhangi bir geleneksel felsefe ile bağıntısını kurmak oldukça zordur (Varış, 1998). Sönmez (2005) ve Erden (2004) esasicilik akımının kökeninde Realist ve İdealist felsefelerin bulunduğunu ifade etmektedirler. Günümüzde genel olarak kabul edilen eğitim uygulamalarının çoğu esasicilikle ilgilidir.
Esasicilik açıkça tanımlanmış bir eğitim felsefesi olarak 1938'de William C. Bagley tarafından formüle edilmiştir. 1950'lerde soğuk savaş sırasında ve 1980'lerde "temellere dönüş hareketi" ile birlikte diğerlerine üstün gelen bir eğitim hareketi olmuştur. Esasicilik, dünyada en çok kabul gören ve en uzun süre uygulanan eğitim felsefesidir.
Esasiciliğe göre insan, genel olarak toplumsal ve kültürel bir varlıktır. Doğuştan hiçbir bilgiyle donanmamıştır. Bilgi aposterioridir ve onu elde etmek için genellikle tümevarım yönetimi kullanılır. Bu kapsamda okulun görevi bu bilgiyi öğrenciye öğretmektir; okul bir reform değil, öğretim kurumudur. Eğitimin amacı; kişinin toplumsallaşmasını sağlama, başat kültür değerlerini ona kazandırma, değişme ve çatışmayı önleme, kültürel mirası koruma ve bilgili ile becerili insanlar yetiştirme olmalıdır.
Kneller'a göre (1964: 113) esasicilik eğitim felsefesinin temel ilkeleri şunlardır:
Öğrenme gerekli bir şekilde sıkı çalışma ve uygulamayı içerir.
Eğitimde ilk adım öğrenciden ziyade öğretmen ile atılır.
Eğitimin özü salık verilen konu materyallerini özümsemektir.
Okul geleneksel zihni disiplin metotlarını muhafaza eder.
3. İlerlemecilik
İlerlemecilik geleneksel eğitime bir alternatif sağlayan ve hızla değişen sanayi toplumunun ihtiyaçlarına hitap etmeye çalışan çağdaş bir eğitim felsefesidir. 1920'lerde kuruluşundan 1950'lerin ortalarına doğru ilerlemecilik Amerika'da en etkin eğitim görüşü olmuştur (Johnson v.d. 1985: 353; Rich 1992: 226). İlerlemecilik, pragmatizmin eğitime uygulanmasıyla yapılan bir felsefedir. Pragmatistlerin gerçeğin esası değişmedir görüşünü öze alan ilerlemecilik, eğitimin de devamlı olarak gelişme içinde olduğu anlayışını benimsemektedir (Toprakçı, 2005).
İlerlemeciler Darwin'in değişim kavramı ile gelişme ve ilerlemenin prensiplerinden etkilenirler. Bu evrende mutlak olan yoktur, daima sonsuza dek doğru olacak belirli bir evrensel gerçek bulunmamaktadır. Bu ilerlemeciliğin eleştirel/yansıtıcı düşünce olarak isimlendirdiği bilimsel düşünme yoludur ve ilerlemeci eğitimin amacı bu yolla düşünme kapasitesini geliştirmektir.
İlerlemeciler sınıf ortamını, sorun çözmeye ağırlık veren, toplumsal ve zihinsel amaçları bir potada eriten ve öğretmenin yönetici rolünden sıyrılıp sadece öneren bir kişi olarak görüldüğü bir demokrasi laboratuarı olarak görmektedirler (Varış, 1998). Dewey, bütün okullara uygun tek bir içerik, tek bir ders sistemi ya da evrensel bir öğrenme yönteminin varlığına inanmaz; birey ya da grupların ihtiyaç ve ilgilerinin, bir yerden başka bir yere ve kültürden kültüre değişiklik gösterdiğini ileri sürer.
İlerlemeci eğitim akımının temel ilkeleri:
Eğitim çocuğun ilgisine uygun ve aktif olmalıdır.
Yaşamdaki başarı, yaşamın bir problem çözme süreci olarak görülmesine bağlıdır. Bu nedenle öğrenme içeriği, özümleme yerine problem çözme yoluyla olmalıdır.
Yaşantıların akıl yoluyla yeniden inşası anlamına gelen eğitim, uygar yaşamla eşdeğerdedir. Bu nedenle gencin eğitimi, yaşam için hazırlık yerine yaşamın kendisi olmalıdır.
Öğretmenler otoriter bir figür olarak değil, öğrencilerin ilgi ve gereksinimleri yönünde bir danışman ve rehber olarak hareket etmelidirler.
Bireyler birbirlerine karşı olarak çalışmaktan çok birlikte çalıştıklarında daha başarılı olurlar. Bu nedenle okullar rekabetten çok işbirliğine önem vermelidirler.
Eğitim ve demokrasi birbirini doğurmaktadır. Bu nedenle okullar demokratik kurallara göre yönetilmelidirler (Toprakçı, 2005).
4. Yeniden Kurmacılık
İlerlemeciliğin devamı olan bu akımın dayandığı temel felsefe pragmatizmdir. Kaynağını 1930 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki krizden almakta ve çeşitli felsefelerle yararcılığı birleştirmektedir. Yeniden kurmacılığı kaçınılmaz hale getiren 1930'ların büyük bunalımı ve 1950'lerdeki nükleer yok olma tehlikesidir.
Yeniden kurmacılık modern dünyanın belli başlı zorunlulukları ile uyum içinde olacak ve temel demokratik değerleri vurgulayacak yeni bir sosyal düzeni sağlamak için istenmektedir. Bu görüşe göre eğitimin amacı toplumu yeniden düzenlemektir. Toplumsal değişim çerçevesinde, reform hareketlerine girişilmekle yeni bir düzen sağlama görevinin okula ait olduğu ve öğrencinin araç olarak kullanıldığı vurgulanmaktadır (Varış, 1998).
Yeniden kurmacılar ilerlemecilerin öğrenen merkezli eğitim anlayışını ve orta sınıfın ihtiyaçlarını vurgulamalarını yanlış bulmakta ve önemli olanın toplum-merkezli ve tüm sınıfların ihtiyaçlarını dikkate alan bir eğitim programı olduğunu savunmaktadırlar. Günümüzde bu sorunlara cinsiyet ayrımcılığı, politik baskılar, savaşlar, nükleer kazalar, çevre kirlenmesi gibi yenileri de eklenmiştir. Yeniden kurmacılara göre okullar bu sorunlara çözüm önerilerinin üretildiği ve gerektiğinde öğretmen ve öğrencilerin eyleme geçtiği yerlerdir.
Kneller'a göre yeniden kurmacılığın altı temel prensibi:
Eğitimin esas amacı açık seçik bir şekilde bir sosyal reform hareketini tasarlamayı organize etmektir.
Eğitimciler bu sosyal reform işinin sorumluluğunu gecikmeden üzerlerine almalıdır.
Yeni sosyal düzende gerçek bir demokrasi uygulanmalıdır.
Öğretmen öğrencilerini yeniden yapılandırma görüşünün kaçınılmazlığına ve doğruluğuna demokratik bir şekilde ikna etmelidir.
Eğitimin anlamı ve amacı davranış bilimlerinin bulgularına göre yeniden gözden geçirilmeli, modern hale getirilmelidir.
Çocuk, okul ve eğitim sosyal ve kültürel güçler tarafından şekillendirilirler.
Çıkarımlar
Eğitim felsefesi, eğitimin mahiyetini tartışan, eğitim adına yapılan faaliyetleri belirleyen ve eğitim küresini oluşturan kavramları çözümleyen felsefi disiplin olarak ifade edilebilir. Eğitim felsefesinin konu edindiği, eğitimin kapsamına giren, onun içeriğini ve yönelimini belirleyen unsurların başında şüphesiz öğrenci, öğretmen, müfredat, hedefler, strateji, değer ve tutumlar gelir.
Araştırmalara göre Türkiye genelinin ilerlemecilik-yeniden kurmacılığa yöneldiği, diğer kalan kesimin ise daimici-esasici eğitim felsefelerini savunduğu görülmektedir. Daimicilik ve esasicilik çok katı gibi görünse de bu felsefede eğitim alan kişilerin yahut o dönemlerin eğitim sisteminin daha kaliteli olduğu görülmektedir. Nitekim ilerlemecilik-yeniden kurmacılık felsefelerinin bir zorunluluktan ortaya çıktığı, o dönemin zor koşullarından kurtulmak için ortaya atıldıkları görülmektedir.
Türk tarihine bakıldığında başarılı dönemlerimizde daimicilik ve esasicilik felsefesinin uygulandığı görülmektedir. II. Mahmud'un batılılaşma çabasından sonra onlara ne kadar ayak uydurmaya çalışsak da çöküşümüz kaçınılmaz olmuştur. Çünkü bizler batı medeniyetine tam anlamıyla uyum sağlayabilen bir yapı olamadık. Bunu Peygamberimizin dönemini ele aldığımızda görebiliyoruz. Ağırlıklı olarak öğreten merkezli bir dönemdir ve sonuçta son derece verimli olmuştur.
Netice olarak okullarda verilen eğitim öğrenciye bakılarak değerlendirilmelidir. Eğer öğrenci başarılı ve öğrenmek istiyorsa daimici-esasici akımla öğrenmelidir. Ama öğrenci buna uygun değilse en azından topluma kazandırılmak amacıyla ilerlemeci-yeniden kurmacı felsefeyle öğrenmelidir. Çünkü bir ülkede eğitim sistemi sorunluysa o ülke dağılmaya mahkumdur. Devleti yıkmanın en kolay yolu cahil bir toplum inşa etmekten geçer. Görüldüğü üzere bizlerde önlem almazsak sonumuz kaçınılmaz olacaktır.




Yorumlar